Mardin kapı şen olur…

1

Mardin kapısından atlayamadım, liralarım döküldü toplayamadım, vurmayın arkadaşlar ben yaralıyam, el alem al giyinmiş ben karalıyam…” Mardin artık kapısından atlayamayan aşığın değil şen olan bir şehir. Mardin kapı şen olur şarkısını dilimize dolayarak başladı Mardin yolculuğumuz. Pegasus’tan bulduğumuz ucuz bilet ile 12 arkadaş Mardin’deyiz. Yolculuğumuz yaklaşık 2 saat sürdü. Arkadaşımızın dayısının daveti ile Mardin Çimento’nun enfes misafirhanesinde kalacağız. Bizi hava alanından Fatih ve Engin karşıladı. Fatih tüm seyahatimiz boyunca ulaşımımızı sağladı; Engin ise müthiş enerjisi ile ne kadar hızlı olur isek o kadar çok yer göreceğimizin bilgisini verdi.

10264803_10152067207430893_306353977847685674_n 10268613_10152070234450893_2285477559935651935_n

Şahane bir kahvaltının ardından koyulduk yollara; ilk durağımız Deyrülzafaran Manastırı (Mor Hananyo) Mardin ilinin 3 km. doğusunda bulunuyor. Yukarı Mezopotamya’nın tarihi yapıtlarından ve en tanınmışı. Bahçesinde bulunan kafeteryada süryani kahvemizi içerken, rehberimiz Süryani Kadim cemaatinin dini merkezi olduğunun bilgisini veriyor. Manastır, 4. yüzyılda kurulmuş. O dönemden kalma mozaikler bugün de görülebilmekte. İçerisinde çeşitli devirlere ait üç ibadethane bulunuyor. Canlı bir tarih görünümünde olan manastırın en büyük özelliklerinden biri içinde 52 Süryani Patriğinin mezarlarının bulunuyor olması.

P1110948 P1110957

Sırada Dara var. Mardin’in 30 km. güneydoğusunda yer alıyor. Eski Mezopotamya’nın en önemli kentlerinden olan Dara, bugün küçük bir köy haline gelmiş. Büyük İskender’le Pers İmparatoru Darius’un savaşına sahne olmuş. Bu antik yerleşim İran Hükümdarı ünlü “Darayuvaşi” tarafından kurulmuş ve çeşitli dönemlerde İranlılarla Romalılar arasında el değiştirmiş. Kent, 7. yüzyıl sonlarına doğru Emevilerin, daha sonra Abbasilerin, 15. yüzyılda da Türklerin hâkimiyetine girmiş. Kalıntılar arasındaki büyük kesme taşlar ve bulunan sikkelerden Dara’nın geçmişte büyük görkemli yapılara ve zengin hazinelere sahip olduğu anlaşılıyor.

10152679_10152067339020893_6790914090379600871_n P1110949

Kaya içine oyulan yapılardan oluşan Dara kenti, geniş bir alana yayılmakta, kentin doğusunda yer alan kaya mezarları Kuruçay’a kadar uzanıyor. Çevresi 4 km’lik bir surla korunan kentin güney ve kuzeye açılan iki kapısı bulunuyor. İç kale, kentin kuzeyinde ve 50 m. yüksekliğindeki tepenin üst düzlüğüne kurulmuş. Kent içinde kilise, saray, çarşı, zindan, tophane ve su bendi kalıntılarını gezdik. Köyün kuzeyinde, güneye doğru inen kayalar oyularak görkemli bir su bendi inşa edilmiş. Köyün etrafında tarihleri Geç Roma dönemine kadar giden mağara evler bulunuyor.

P1110959 P1110945

Köydeki restaurantta ayranımızı içtikten sonra, çocuklar ve çalgıcılar eşliğinde çok eğlendik. Yorucu, ancak keyifli bir gezinin ardından akşam yemeği programımızı yapmak üzere Engin’e nereye gitmemiz gerektiğini soruyoruz. Mardin’de eğlence diyor iseniz gidilecek en iyi iki mekan Cerciş Murat Konağı ve Antik Sur Cafe&Restaurant.

Cerciş Murat Konağı, son derece zevkle döşenmiş, iyi hizmet alabileceğiniz güzel bir restaurant. Mezopotamya, Babil ve Şark düzenine göre dekore edilen tarihi Cercis Murat Konağı’nın üç ayrı terası var. Sarının her tonunu görebileceğiniz Mezopotamya Ovası’na bakıyor. Mekanın sahibi Ebru Baybara Demir, Mardinli bir ailenin kızı. Marmara Üniversitesi Turizm Rehbercilik Bölümü’nden mezun olmuş. Bir dönem turizmcilikle uğraştıktan sonra, ilk kez 1997 yılında gitmiş memleketine ve bu harika mekanı yaratmış.

Antik Sur Cafe & Restaurant ise . Mardin’de tek Kervansaray olan yerde, sıra gecesi ve yemek keyfi yapacağınız antik bir yer. Burası açık havada eğlenmek için ideal bir mekan. Menüleri biraz zayif olsa da, müzik yapan ekip çok başarılı.

10289927_10152366510767258_4220726910837105361_n 10259495_10152007050012120_110837132_n

Folklorcu arkadaşlar bir araya gelince tabiki sazlı sözlü danslı bir yerde olmak istedik. Antik Sur’da harika bir eğlence eşliğinde kendimizi pise attık; vur patlasın çal oynasın moduna girdik. Sıdıka, Sevda ve Kader’in doğum günlerini de kutladık.

1481274_10152007047152120_2077080321_n 10299379_10152007044002120_2052267037_n

Sabah kahvaltısından sonra ilk durağımız Hasankeyf’e yaklaşık 1.5 saatte geldik. İlk gezdiğimiz yer Zeynel Bey Türbesi. Yol boyunca rehberimiz bu yöre hakkında bilgilerini bize aktardı. Akkoyunlular 1462-1482 yıllarında Hasankeyf’e tam hakim olmuşlar. Bu dönem içinde Hasankeyf’te bıraktıkları tek eser Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın oğlu Zeynel Bey Türbesi.

10154488_10152007005607120_1290481943922298194_n 10177260_10152007012302120_1419087233250096203_n

Dicle’nin kuzey yakasında yer alan bu eserin giriş kapısı üzerindeki kitabede, buranın Zeynel Bey’e ait olduğu ifade ediliyor.
Türbe dıştan silindirik, içten ise sekizgen bir özellik taşıyor. Türbenin silindirik gövdesi üzerinde turkuvaz ve lacivert, sırlı tuğla ile dört kuşak oluşturulmuş. Birinci kuşakta ” Allah”, ikinci ve üçüncü kuşakların baş kısmında “Ahmet” devamında ise ”Muhammed” dipteki son kuşakta ise “Ali” isimleri yazılmış.
Burada bol bol fotoğraf çekip Hasankeyf merkezine doğru yol alıyoruz.

P1120053 1920137_10152007017762120_8057765386418648407_n

Hasankeyf’in ne zaman kurulduğu tam olarak bilinmiyor. Çok sayıdaki mağaralar, insanların çok eski çağlarda buraya yerleştiklerini gösteriyor.
Hasankeyf kalesinin kurulması, MS. 4′üncü yüzyıla denk geldiği söyleniyor. Bu yüzyıl ortalarında, Diyarbakır çevresini ele geçiren Bizans İmparatoru Konstantinos, bölgeyi korumak amacıyla iki sınır kalesi inşa ettirmiş. Hasankeyf, MS. 639 yılında Emeviler tarafından fethedilmiş. Bu tarihten sonra; Abbasiler, Hamdaniler, Mervaniler, Artuklular, Eyyubiler ye Osmanlılar hakimiyet kurmuşlar. Hasankeyf en parlak dönemini Artuklular döneminde yaşamış. Merkezde bu dönemden kalan bir çok tarihi eser yer alıyor.Kale bütünü ile tabii kayalardan oluşmuş. Biri doğuda biri batıda olmak üzere iki merdivenli yol ile buraya ulaşılıyor. Kaleye çıkıp, yol üzerindeki kafeteryada yorgunluk kahvemizi yudumladık. Bir süre sonra sular altında kalacak olan Hasankeyf’te olmak bizi hüzünlendirse de ‘iyi ki geldik’ dedik.

10306838_10152020208922120_797558336_n 10270260_10152007043982120_2107399977_n

Midyat yolunda Midyat Çağ Sofrası’nda yöresel yemeklerden oluşan öğle yemeğimizi yedikten sonra Deyrulumur (Mor Gabriel) Manastırına geldik.
Midyat’ın 18 km. doğusunda bulunuyor. Süryani Kadim cemaatinin ünlü ve büyük yapıtlarından olan manastır, yüksek bir tepede yapılmış. Manastırın temelleri 397 yılında atılmış ve kısa sürede tamamlanmış. Değişik tarihlerde içinde ve dışında ekler yapılmış ve tadilatla devamlı yenileniyor. Mor Gabriel Manastırı çok büyüleyici bir yer; paskalya dönemine denk gelmemiz de gezimize ayrı bir anlam katıyor. Bu manastır, kesinlikle görülmesi gereken muhteşem bir yer. Günümüzde manastırda 60 kişi yaşıyor.

10270244_10152020272637120_1823818926_n 10287074_10152020272632120_1805652915_n

Mardin gibi bir müze kent olan Midyat’tayız. Mardin’e benzer evlerin, taş konakların, kemerli geçitlerin, minare gibi yükselen çan kuleleriyle Süryani kiliselerinin bulunduğu Midyat, bir ortaçağ kentini andırıyor. Telkari diye bilinen işçiliğin en güzel örnekleri Midyat’ta bulunuyor. Yolculuk boyunca hızma istiyoruz diye Engin’e söylendik ve bizi Midyat’ın çarşısına getirdi. 12 kadın bir arada olunca ne yapılır? Tabi ki alışveriş; Midyat gümüşçülerinden harika takılar aldık hepimiz mutluyuz…

1604793_10152011942017120_2085120039941200394_n kasımıye medresesi

Kasr-ı Nehroz Hotel’in bahçesinde kahvelerimizi yudumladıktan sonra, bu büyülü bölgede şimdi de Kasımiye Medresesi’ndeyiz. Mardin kentinin güneybatısındaki tepelerin altında yer alan Kasımiye Medresesi mimari tarzından, Artuklu devrinde yapımına başlandığı ve Akkoyunlular döneminde tamamlanmış olduğu söyleniyor. İki teras üzerine iki katlı olarak inşa edilmiş. Medreseden Suriye manzarası oldukça etkileyici. İlk tıp fakültelerinden biri olan medrese içinde sınıflar ve bir sürü ders araçları bulunuyor. 15. yüzyılda yapılmış olan medrese içindeki çeşme, insan ömrünün suyla tasvir edilmesi düşüncesiyle yapılmış. Suyumuzu içtik, dilek tutarak Kasımiye Medresesi’nden ayrıldık.

10171809_10152002782482120_4180671613940105834_n 10170930_10152002782567120_4648517236052406913_n

Ve Mardin’deyiz. Mardin bir mücevher, Mardin bir rüya, Mardin bir harikalar diyarı. Fırat ve Dicle nehirleri arasında Mezopotamya bölgesinde, tarih boyunca pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış. Bir dağın tepesinde kurulmuş olan Mardin’de alışverişimize devam ettik. Mardin halkı çok içten ve samimi. Mardin’deki camilerin en eskisi Ulu Cami’yi (Cami-i Kebir) gezdik. Devasa yapısıyla tarihin ihtişamını günümüze taşınmış olan bu caminin ardından çarşıları geziyoruz. Kayseriyye (Bezestan). Mardin’in daracık sokaklarında kaybolmaktan hepimiz mutluyuz. Ulu Cami’nin kuzeyinde, çarşı içinde bulunuyor. Yapının büyük bir bölümü yıkılmış. Dıştaki dükkanların kimileri günümüzde de kullanılıor. Revaklı Çarşı Reyhaniye Camii’nin batısında bulunuyor. Tarihlendirilmesi yapılmayan Revaklı Çarşı, bir yolun iki yanında yer alan revaklar ile arkalarındaki beşik tonozlu dükkanlardan oluşuyor. Yöresel şalvar, poşular alındı; bölgede yetişen özel badem ve badem şekerleri, kahvelerimizi de alarak Erdoba Evleri’nin balkonundan Mezopotamya’ya doğru bakarak hem dinlendik hem de kahvelerimizi yudumladık.

10256022_10152007052512120_1168558811_n 10157172_10152002783517120_1511359633770177078_n 10268642_10152006991682120_5856741094374480756_n 1017743_10152002782892120_1415563002742817621_n 10268156_10152007056882120_541635529_n 10259397_10152007050022120_1930658960_n

Vaktimiz kısıtlı ve her yeri görmek istediğimiz için tempolu bir gezi, ikinci günümüzü çok daha verimli geçirdik; saat 20.30′da Mardin Çimento Genel Müdürü’nün bize özel hazırlattığı yöresel akşam yemeğindeyiz. Yemekler muhteşem Doba (Bademli But Dolması) ve Perde pilav; Iğbez-ib-lehme (etli ekmek); zeytinyağlılar ve Süryani şaraplarıyla harika bir akşam yemeğiydi.

1975169_10152006994757120_2739522328507781689_n mezepotamya 1493195_10152007024047120_8441806424582430756_n 988649_10152006934587120_326598103974475909_n

Mardin’den ayrılma vakti geldi, böylesine güzel bir bölgede olmaktan hepimiz çok keyif aldık; yeniliklere ve öğrenmeye açık iseniz, bu bölgeden öğrenecek çok şey var. Yenilenmiş, pozitif ve hayattan ne istediğini daha iyi bilir bir kişilik olarak Mardin’e veda ediyorum. Buraya bir kez daha bir kına gecesine geleceğimi de biliyorum…

Paylaş.

Yazar Hakkında

1 Yorum

Bir Yorum Yazın